Yargısız İnfaz

Yargısız İnfaz

Pencereden yüzüne doğru sızan günışığıyla uyandı Leyla. Her sabah olduğu gibi biraz öfkeli, biraz kaygılı açtı gözlerini ve “off! “ dedi. Annem ve babamın sinirlerimi bozacağı bir gün daha. Diğer sabahlardan bir farklılık vardı yalnız. Çok garip bir rüya görmüştü. Tüm ayrıntılarıyla anımsıyordu. Kırmızı ayakkabılı, kırmızı tokalı, sarışın bukleleri olan küçük bir kız yanına gelip :” Bu 1 gün boyunca baktığın tüm insanların yanında onların çocukluk hallerini göreceksin hatta onlarla muhabbet bile edebileceksin.” demişti. Sonra da hızlıca uzaklaşmıştı Leyla’nın tepkisini beklemeden. Güldü Leyla kendi kendine, bu da neydi böyle? Dün izlediğim bilim kurgu filminden çok etkilenmiş olmalıyım diye düşündü.

Terliklerini giydi, şöyle bir aynada kendine baktı ve aşağıya doğru yöneldi. Ayakları geri geri gidiyordu, her gün gördüğü,  çok sinirlendiği manzarayla karşılaşma kaygısı onu oldukça yormuştu. Bir yandan da hemen inmek ve ne olduğunu görmek istiyordu. Bazen babası annesine öyle bağırıyordu, öyle sözler sarf ediyordu ki dayak yemesi bile canını acıtmazdı annesinin bu kadar, hissediyordu. Bunları düşünerek merdivenlerden aşağı indi, indikçe de sesleri duymaya başladı. Beklediği olmuştu ve yine incir çekirdeğini doldurmayacak bir sebepten tartışma vardı. Babasının annesine, yaptığı tosttan dolayı söylendiğini işitti. Mutfak kapısından girdi öfkeli ve ürkek bakışlarıyla ve donakaldı. Nasıl olurdu, bu da neydi böyle? Sanırım delirdim dedi kendi kendine aklımı kaçırmış olmalıyım!  Gözlerini ovuşturup tekrar baktı içeri. Gerçekten de doğru görmüştü. Babasının ve annesinin yanında ellerinden tutmuş, onlara çok benzeyen 2 küçük çocuk vardı. Şaşkınlıktan bir süre kıpırdayamadı. Yaklaştı,  söylenmeye devam eden oldukça sinirli babasının yanına. Küçük çocuğa eğildi ve korkarak ismin ne diye sordu. Mehmet cevabını almasıyla rüyasındaki kızın söylediğinin gerçekleştiğini anlamıştı. Heyecan ve korkuyla karışık, şaşkınlığını attıktan sonra sorular yöneltmeye başladı küçük babasına.” Nasılsın? Nasıl gidiyor hayatın? “ Küçük çocuk yıllardır bu soruyu bekliyormuş gibi hızlıca konuşmaya başladı.” Çok mutsuzum, korkuyorum!  Babam her gün anneme bağırıyor bana bile bağırıyor, hatta vuruyor bazen. Ondan nefret ediyorum büyüyünce asla onun gibi olmayacağım dedi, asla! “ Leyla’nın gözleri doldu ne diyeceğini bilemedi. Kedine geldikten sonra babasının onca lafına rağmen hiçbir şey söylemeyen annesine yöneldi. Kendini savunamadığı için ne de çok kızıyordu ona. Annesinin yanındaki küçük, tatlı kıza da aynı soruyu yöneltti :” Nasılsın? “ Küçük kız ağlamaya başladı. Evde hiç huzurumuz yok, babam bağırıyor, annem bağırıyor, sürekli gürültü. Bari annem sussa da kavga bitse. Ben büyüyünce eşim bağırsa da bağırmayacağım asla, en azından kavga büyümez, dedi. Leyla ilk defa annesinin babasına karşı ağzını bile açmamasına anlam verebilmişti. Duyguları karmakarışıktı ne hissetmeli bilmiyordu. Babasını ve annesini hep yetişkin olarak değerlendirmiş ve birer çocukken neler yaşadıklarını hiç düşünmemişti. Oysa onlarda görüp sinirlendiği davranışların bir temeli vardı bunu fark etti. İçindeki yargıç biraz susmuş gibiydi. Annesine de babasına da dolu gözlerle, sevgiyle ve şefkatle baktı. Yüzlerine baktığında o küçük masum hallerini görüyordu…

Ses duydu bir anda ve irkildi. “Kızım Leyla uyan, kızııım! “ Gözlerini açtı ve başucunda annesini gördü. Gün yeni doğmuştu. Bu sefer gerçekten uyandığını anladı. Her sabah söylenerek ve öfkeyle baktığı, küçümsediği annesinin yüzüne bir farklı bakıyordu bugün. Küçük, masum halini aklından çıkaramıyordu annesinin. “Günaydın annecim, ne kadar güzel ve güçlü görünüyorsun!” dedi Leyla. Annesi büyük şaşkınlık ve mutlulukla gülümsedi. Aşağıya indiklerinde babasını çayın geç demlenmesine ve renginin iyi olmamasına söylenirken buldu. O, asla babam gibi olmayacağım, diyen mutsuz çocuğu hatırladı. Tam da babası gibi olmuştu. İçinden, umarım bir gün babasını affeder, dedi Leyla. Sanki ancak o zaman özgürleşirdi babası Mehmet Bey.  Söylenmesine ve sinirlenmesine aldırmadan günaydın,  dedi , seni seviyorum baba. Babası sert görünümünden taviz vermek istemese de gözleriyle cevap vermişti güzel sözlerine. Leyla kahvaltı masasına oturdu ve hiç sevmediği arkadaşını, sürekli söylendiği öğretmenini de düşündü. Onlar da kendi hayatlarında kim bilir neler yaşamışlardı bu zamana kadar. İçindeki, herkesi yargılayıp hüküm veren yargıcın gerçekten gittiğini hissetti. O kadar hafiflemişti ki öfkelenmeyi, yargılamayı bıraktığında. Hayallere dalarak çayını yudumlamaya başladı.

Evet, hepimiz Leyla’nın öfkesinden biraz ya da çok yaşamızdır çevremizdekilere karşı. Unuturuz onların hayatını, başına gelenleri, sıkıntılarını asla tam olarak bilemeyeceğimizi…

Ne yani kötü şeyler yaşadı diye kötü davranışlarına da hak mı vereceğiz? Tabii ki hayır! Karşıdakini yargılayıp söylenmemek ona hak vermek değil aslında kendi enerji dengemizi korumaktır, kendimize yük almamaktır. Söylenmek en çok kişinin kendisine zarar verir, karşıdakinin değişmesini beklemek en çok bizi yorar.

Bugünden itibaren bu farkındalıkla neyi farklı yapıyor olacaksın?