Ruhunun Sesini Duyuyor Musun?

Artık içine dönüp dinlemenin vakti gelmedi mi? Onu daha ne kadar bastıracaksın? Gittiğin tüm kapılar yüzüne kapanmışken neden duymak istemiyorsun? Oysa o tüm seslerden daha yüksek bir sesle içinden sesleniyor sana...

Ruhunun Sesini Duyuyor Musun?

İçimizdeki sevgiyi neden hissedemiyoruz? Kime bu öfkemiz? Neden hayat bu kadar anlamsız geliyor?

Etrafımıza bir bakalım, öfke patlaması yaşıyoruz ve hep bir koşturmaca içindeyiz.

Ne için?

Rahat yaşama uğruna ömürler tükenip gidiyor. Bizimle birlikte sevdiklerimizi de ziyan ediyoruz. Sevgiden yoksun bir et parçası var içimizde; adına kalp diyoruz.

Oysa kalbin sınırı yoktur. O sadece sevgiden beslenir. Ruhu doyuran tek şey ise yine sevgi...

Sevgiyi nerelerde israf ediyoruz?

Ah!

Bir bakıverelim hayallerimize ne istiyorlar bizden?

Daha güzel bir ev, daha iyi bir araba, daha iyi bir iş, daha çok para ve daha daha daha!

Daha fazlasına dahi doymayan bir nefsimiz var. Hiç susmayan, konfor alanından çıkmaktan korkan, acıya tahammülü olmayan, gözünü hep daha mükemmel bir hayata dikmiş; açgözlü ve kibirli...

Oysa daha fazlasına kavuşunca tekrar daha fazlası diyeceğiz!

En kötüsü de o daha fazlasına kavuşmak uğruna kalbimizdeki tüm sevgiyi öfkeye ve nefrete bırakmışız. Bu yüzden en sevdiklerimizi dahi kırıp geçirmiş bir hırsız gibi yaşıyoruz.

Maalesef içimizde nefes aldığımız her anın lezzetini çalan bir hırsız besliyoruz.

Onu doyurmak imkânsız!

Öyleyse ne yapmalıyız?

Onu iyi tanımalı ve şöyle söylemeliyiz;

"İşte şimdi yakaladım seni! Beni kandıramazsın çünkü beni nasıl huzursuz ettiğinin farkındayım. Vazgeçiyorum artık beni boğan dünyalık hayallerinden! Şimdi ihtiyacım olan tek şey biraz sessizlik! Belki bir deniz kıyısı, belki bir doğa yürüyüşü, belki de bir kenarda oturup insanların o koşturmaca içindeki illüzyonu izlemek!"

Ah insanlar nasıl büyülenmişler, nasıl da aldanmışlar dünyaya? Bakma sen şen kahkahalar attıklarına! İçlerinde kanayan bir yer var.  Gözlerinden okunuyor hepsinin çaresizliği... Ruhları sıkışıp kalmış. Deli gibi arıyorlar sokulacak bir omuz, dertleşecek bir yüz, aşkı yaşayacak birini...

Ama nafile! Yüreğine kulak vermeyenler ruhun sesini duyamazlar...

Peki sen ruhunun sesini duyuyor musun?

Zihnin susmayınca duyman imkânsız! Çünkü orası çok kalabalık; belki yüzlerce sen var orada, hatta aynı sen gibi konuşan ama asla sen olmayan...

İşte onlardan sadece bir tanesi gerçekten sensin, sadece sen, saf öz, saf sevgi, saf aşk...

Artık içine dönüp dinlemenin vakti gelmedi mi? Onu daha ne kadar bastıracaksın? Gittiğin tüm kapılar yüzüne kapanmışken neden duymak istemiyorsun? Oysa o tüm seslerden daha yüksek bir sesle içinden sesleniyor sana;

 “Gel buradayım, terk et gel her şeyi, seni en çok ben sevdim, çok yoruldun! Gel seni dinlendirecek olan gölge bende; gel sokul yamacıma; kokumu hisset ben hep buradayım” 

Sessizce fısıldayan biri var içinde...

Gel şimdi her ne yaşadıysan yaşa kabule geçip teslim ol! Derin bir nefes al ve tüm dikkatini O'nun sesine ver. Onu duyduğunda tüm sahte kimliklerden sıyrılacak, tıpkı atamız Hz. İbrahim (a.s) gibi kalp Kâbe’ndeki tüm putları yıkacaksın! Yıkılan putların yerine sevgi tohumları saçılacak ve koşulsuz sevmenin sarhoşluğu içinde tüm varlığı sevgiyle kucaklayacaksın. O gün dünyaya yalnız sevmek için geldiğini anlayıp gerçekten yaşamaya başlayacaksın!

İşte o gün sen gerçekten SEN olacaksın!

Gülay OKUYUCU