Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değildir !

Bazen bir şeyler hakkında kesin yargılara varıp, peşin hükümlerde bulunuruz. Bazen olanı olduğu gibi görüp, görünenin ardındakine bakmayız. Bazen de olmakta olanı görmek istediğimiz haliyle görüp, olmasını istediğimiz şekliyle algılayıp, bambaşka bir portre çizeriz. Ve yine bazen günün sonunda çizdiğimiz o portreler salt gerçeklerden daha masum, daha pembe ve daha parlak görünür gözümüze.

Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değildir !

Bazen bir şeyler hakkında kesin yargılara varıp, peşin hükümlerde bulunuruz. Bazen olanı olduğu gibi görüp, görünenin ardındakine bakmayız. Bazen de olmakta olanı görmek istediğimiz haliyle görüp, olmasını istediğimiz şekliyle algılayıp, bambaşka bir portre çizeriz. Ve yine bazen günün sonunda çizdiğimiz o portreler salt gerçeklerden daha masum, daha pembe ve daha parlak görünür gözümüze. Nedendir bilinmez ama insanız işte, insan da zaten ayrı bir bilinmezlik değil midir nihayetinde.

İnsanoğlu beşer, şaşar, hatalar yapar, tökezler, düşer, kalkar ve yine yoluna devam eder. Her safhasında da bir şeyler öğretir. Hayat bize bir şekilde almamız gereken o dersleri aldırır, öğrenmemiz gerekenleri de ezber ettirinceye kadar tekrar ve tekrar maruz bırakır. Eğer almamız gerenleri kolaylıkla ve özveriyle alabilir, halis bir kalp ve mutmain bir vicdanla ilerleyebilirsek bu hayat yolunda o vakit bizden daha huzurlusu, bizden daha mutlusu yoktur. Ve fakat her şeye rağmen yok ben aklımı kalbime tercih ederim, benim salt doğrularım vardır, kalp duygusaldır, akıl analitiktir deyip geçersek o yolları, aklımızla anladığımızı varsayıp, kalbimizin ve vicdanımızın sesiyle göremediğimiz pek çok durum ve olaylarla karşılaşırız. Yolumuz belki yine aynı yol ama yürüdüğümüz mesafeler ve karşılaştığımız güçlükler bazen kalbimizin sesini duyamamaktan ötürü uzar gider. Biz yine varacağımız güzergaha varırız ama yolun sonunda onca yorgunluk, sırtımızdaki onca yük ve bir dizi pişmanlık, keşke ve hayal kırıklıları ile oldukça yorgun biz.

Bu konuyla ilgili güzel bir örnek verecek olursam; Nefes 21 Akademi’den sevgili Ferhat Atik hocamız bizlere derste bir video izletti. Ben dersimizin kaydını izlediğimde hocamızın gösterdiği videoyu tekrar tekrar izledim ve her seferinde aynı duyguları hissettim. Videoda bir öğrencinin sabahları okula geç kalıp, derse geç girdiğini görmekteyiz. Öğrenci derse geç kaldığı için mahcup ve çekingen bir tavırla kapıyı çalıp, öğretmenin karşısına çıkıyor. Sınıf kuralı gereğince geç kalan öğrenci öğretmen masasına gidip herhangi bir açıklama ya da izahta bulunmadan başı önde, geç kalmasının utancı içerisinde elini uzatıp öğretmeninden cetvelle avuç dayağına maruz kalıyor. Sonra kafası yine önde sırasına geçip dersini dinlemeye başlıyor.

Bu süreç birkaç defa gösteriliyor videoda. Öğrenci ertesi günlerde yine aynı şekilde geç kalıp aynı şekilde cezaya tabi tutulup cetvelle avuç içi dayağını yedikten sonra sırasına üzgün bir halde geçip dersini dinlemek üzere yerine oturuyor. Fakat sonra bir gün öğretmeni bir şekilde sokakta bisikletiyle gezerken bu her sabah istisnasız azarlayıp cetvelle avuç içine vurduğu öğrencisiyle karşılaşıyor. Uzaktan izlemeye başlıyor öğrencisini ve büyük bir şaşkınlıkla kalakalıyor. Meğer o her sabah geç kalan öğrencisi, aslında tekerlekli sandalyede kardeşini her sabah bir yerlere taşıyıp, o tekerlekli sandalyeyi canhıraş ittirip, bir yandan da okula geç kalacağını bile bile, telaşla ama aynı zamanda da kardeşinin sorumluluğunu da üzerine alarak, hem kendisi hem de kardeşi için her sabah bu şekilde başlıyor güne. Nihayetinde okula koştura koştura gitmesine rağmen her seferinde kendisinden ödün vermek pahasına da olsa, kardeşine yardım etmenin sorumluluğunu hissettiği için bu tepkiye ve cezaya maruz kalacağını bile bile giriyor sınıfına.

Bakıldığında ne büyük bir fedakârlık, ne büyük bir haddinden fazla sorumluluk ve aynı zamanda da yüce gönüllülük. Yüce gönüllülük diyorum çünkü kendi çıkarları ve kendi önceliklerinin üzerine bir başkasının ihtiyaçlarını benimsemek ne büyük bir gönül, ne büyük bir özveri. Birinin ihtiyaçlarını, önceliklerini sonucunu bile bile her defasında hiç düşünmeden aynı özveri ve aynı sevgiyle, şefkatle, sabırla ve güzellikle yapabilmek o çocuk kalpten çok daha fazlası benim için. O küçücük yüreğiyle bunun için çabalaması benim bu koca yüreğimi öyle sızlattı ki izlerken, öyle derinden ve öyle içten etkilendim ki…

Öğretmeni de etkilenmiş olacak ki ertesi gün çocuk derse geldiğinde yaptıklarından pişman olup, içsel hesaplaşma yaparak, kendi vicdanında kendisini değerlendirip, yargılayıp, birisini hiç anlamadan, dinlemeden, sadece görünen kısmıyla o olayı değerlendirip, ona göre peşin hükümlü ve ön yargılı bir davranışta bulunduğunu kabul ederek bu kez öğrencisinin avuçlarına cetvelle vurmak yerine, cetveli onun avuçlarına koyarak, kendisine ceza vermesi gerektiğini ve öğrencisinin kendisini affetmesini istediğini belli edecek şekilde ondan af dilemek, helallik istemek için avuç içlerinden öpüp, sımsıkı sarılıp ağlamasıyla durumun netlik kazandığını gördüm.

Benim buradan çıkardığım sonuç şudur ki; hiçbir şey göründüğü gibi değildir, hiçbir durum, olay, ya da kişi karşısında gördüğümüz, duyduğumuz, anladığımız ya da varsaydığımız şekilde değerlendirip, ona göre peşin bir hükümde, yargıda bulunmak doğru değildir. Gerçekte ne olduğunu belki bu videodaki gibi görebiliriz ilerleyen zamanlarda ya da belki de hiç göremeyebiliriz. Ancak her ne olursa olsun elimizdeki bize göre salt gerçekle hareket edip insanları, durumları ya da olayları yargılayıp, eleştirip, kategorize edip, bu budur, şu da şudur dememek lazım. Bakış açımızı değiştirdiğimizde o anki doğrularımız ve yanlışlarımız da yer değiştirebilir çünkü.

Bir diğer çıkarımım ise; önünde sonunda her insan yaptığı her eylemi kendi vicdanıyla ölçüp, tartıp, değerlendirip, çıkarımlar yaparak yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşiyor. Bunu belki direkt olarak söyleyemiyor ama vicdanı ile, gönlü ile hissedip kalben söyleyebiliyor. Yargıyı hep başkalarına yapıyoruz ama nihayetinde kendimize yaptığımız gün vicdanımızın sesini ne olursa olsun susturamıyoruz. Vicdanımız o gün geldiğinde hangi adalet sistemine inanırsak inanalım, ilahi adalet sistemiyle bizi yargılayıp artılarıyla eksileriyle tüm şeffaflığıyla, tüm netliğiyle bizlere sergiliyor. Günün sonunda her ne olursa olsun vicdan bizi yakalar ve tüm gerçekliği önümüze serer, en net şekilde gösterir. Tabi her şeyde olduğu gibi yine görebilen gözler, hissedebilen kalpler için geçerli bunlar. Bizler kalplerimizin ve vicdanımızın sesini her daim duyabilen, her daim gönül gözlerimiz ile bu dünyaya bakabilenlerden olabilelim ki, ömrümüzün sonunda pişmanlıklarımız ve keşkelerimizin yerine ‘iyi ki’lerimiz ve ‘çok şükür’lerimiz olsun.

Yazımı sevgili hocam Ferhat Atik’in bir sözüyle tamamlamak isterim. “Bir gün, eğer aklımız ve vicdanımız arasında bir seçim yapmamız gerekirse, ne pahasına olursa olsun vicdanımızın yanında yer almamız gerekiyor. Çünkü akıl menfaatimizi korur ve menfaat başka imkanlar ve fırsatlarla geri alınabilecek bir şeydir. Oysa vicdan insanlığımızı korur ve kaybedersek vicdanımızı geri alamayız. Bu da büyük bir kayıptır.”

Sevgilerimle Nursal Uğursal

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için Telegram kanalımıza katılın!